FETIHTEN ÖNCE ISTANBUL

Yaklasik 8000 kadar geriye uzanan tarihiyle Istanbul, çok eski bir yerlesim alanidir. Günümüzden 5000 yil kadar önce Istanbul'da yogun bir iskan baslamis ve bu devirden itibaren kent beylikleri ortaya çikmistir. Ama bugünkü Istanbul'un temelleri M.Ö. 7. yüzyilda atilmistir. M.S. 4. yüzyilda Imparator Constantin tarafindan yeniden insa edilip, baskent yapilmis; o günden sonra da yaklasik 16 asir boyunca Roma, Bizans ve Osmanli dönemlerinde baskentlik sifatini sürdürmüstür. Ayni zamanda, Imparator Constantis ile birlikte Hristiyanligin merkezlerinden biri olan Istanbul, 1453'te Osmanlilar'ca fethinden sonra Islam dünyasinin en önemli merkezi haline gelmistir.

Asagida, günümüzde de dünyanin en büyük kentlerinden biri olan Istanbul'un, tarih öncesi çaglardan bugüne kadar olan tarihi, çesitli dönemler esas alinarak anlatilmaktadir.

FETIHTEN ÖNCE ISTANBUL

TARIH ÖNCESI DÖNEM

Istanbul ve yakin çevresinde yerlesmis ilk insan topluluklarina ait izler M.Ö. 6.000'li yillara uzanir. Yapilan arastirmalarda hem Anadolu, hem de Avrupa yakasinda bu topluluklara ait yerlesim alanlarina rastlanmisir. Yarimburgaz Magaralari, Büyükçekmece, Çatalca, Dudullu, Ümraniye, Pendik, Davutpasa, Kilyos, Fikirtepe ve Ambarli bu yerlesim alanlarindan bazilaridir. Bu ilk topluluklar, göçebelik ve yari göçebelik asamalarindan sonra balikçilik, tarim ve hayvanciliga bagli yasam biçimleri gelistirmislerdir. Mesela Fikirtepe arastirmalarinda M.Ö. 6.000 yilindan itibaren köpek, koyun, keçi, sigir ve domuz gibi hayvanlarin evcillestirdigi ve balik avciligi yapildigi ortaya çikmistir. Bu arastirmalarda bazi mezarlara ve yontma tastan aletlere da rastlanmistir.

M.Ö. 3.000'li yillarda Istanbul ve çevresinde yogun bir iskan olmus ve küçük kent beylikleri kurulmustur. Arastirmalar bugünkü Sultanahmet Meydani ve çevresinin bu yillarda önemli bir yerlesim merkezi oldugunu göstermektedir.

BIZANTION DÖNEMI

Istanbul'un üzerinde yeraldigi topraklarda yerlesim tarih öncesi çaglardan beri vardir. Ama bugünkü Istanbul'un temelleri M.Ö. 7. yüzyilda atilmistir.

Yunanistan'dan gelen Megara'lilar M.Ö. 680'lerde Marmara Denizi'ni geçerek Istanbul'a ulastilar ve bugünkü Kadiköy'de Halkedon adini verdikleri bir kent kurdular. “Körler Ülkesi” olarak da anilan Halkedon'un halki tarimla ugrasiyordu. M.Ö. 660'larda da Trak kökenli komutanlar Bizans önderliginde yola çikan Mega'lilarin diger bir kolu bugünkü Sarayburnu'nun oldugu yerde baska bir kent daha kurdu. Efsaneye göre Delfi Tapinagi'ndaki kahinin ögüdüne uyarak burayi seçen Megara'lilar, komutanlarinin adindan hareketle, kente “Bizantion “ adini verdiler. Bu yörede Megara'lilardan önce de bazi Trak topluluklari yasamaktaydi. Muhtemelen Megara'lilarla yerli halk kaynasmislardir.

Bizantion bir ticaret kenti olmasi ve savunma açisindan avantaj saglayan konumu nedeniyle kisa zamanda büyüdü ve parasi Yunan Kolonilerinde geçen bagimsiz ve güçlü bir site haline geldi.

M.Ö. 513 yilinda Bizantion ve Halkedon Anadolu'yu fethederek ilerleyen Perslerin eline geçti. Ama M.Ö. 489'da Persleri yenen Sparta'li komutan Pausantas, Bizantion'u Perslerden kurtardi ve M.Ö. 4777ye kadar kente egemen oldu. Bu tarihte Atinalilar kenti ele geçirdi ve Bizantion M.Ö. 4767da Atina'nin önderligindeki Delos Birligi'ne katildi. Bu birligin dagilmasindan sonra bir müddet bagimsiz kalan kent, M.Ö. 405'te Atina-Isparta savaslari sirasinda Ispartalilarin eline geçti.

M.Ö.340'da Makedonya Krali Filip (Büyük Iskender'in babasi) tarafindan kusatilan kent Arkhon Leon tarafindan savunuldu ve surlari tamir ettirildi. Fakat daha sonra bir dönem Büyük Iskender'in haleflerinin egemenligi altina girdi. M.Ö. 3189'de Büyük Iskender'in komutanlarindan Antigonos'a tabi oldu ama bu dönemde kent yine yerel yöneticiler tarafindan idare edildi.

M.Ö. 278'de batidan gelen Germen kavimlerinin akinina ugradi. Ele geçirilip yagmalandi ve haraca baglandi. Daha sonra Makedonyalilarin baskisi altinda kaldi ve M.Ö 202 yilinda bu baskidan kurtulmak için Bergama Kralligi ve Roma Kralligi'ni yardima çagirdi.

Romalilar Makedonya savaslarindan sonra M.Ö. 146'da egemenliklerini Balkanlar'a Küçükasya'ya yayarlarken Bizantion Roma'ya tabi oldu. Önceleri idari olarak varligini sürdüren kent, daha sonra Bitinya-Pontus eyeletinin bir parçasi haline geldi.

ROMA IMPARATORLUGU DÖNEMI

Bizantion'un Roma egemenligi altina girmesi biraz da kendi istegiyle olmustur. M.Ö.2.yy.da uzun sürmüs bir Bitinya-Makedonya çekismesinin odagi olmaktan bikan Bizantion, Kizikos ve Rodos'la birlikte Roma'yi yardima çagirdi ve M.Ö 146'da Roma'nin egemenligine girdi. Önceleri idari olarak varligini sürdüren kent, daha sonra Bitinya-Pontus eyaletinin bir parçasi haline geldi. Böylece 700 yillik kent devleti statüsü bitmis oldu ama önemini korumaya devam etti.

Roma idaresinde nispeten sakin bir 350 yillik devir yasayan Bizantion'u M.S 2 yy.a dek sarsan tek olay, Septimus Severus ve Pescenius Niger arasindaki savasta Pescenius'u tutmasidir. M.S 195-196'da savasi kazanan Septimus, bu ihanetin intikamini Bizantion'u yikarak ve halkini kiliçtan geçirerek alir. Ancak daha sonra sehrin tekrar insasina yardim eder. Yine de Bizantion'da Büyük Konstantin dönemine dek kayda deger bir gelisme olmamistir.

Roma imparatoru I.Kontantin 330 yilanda Bizantion'u yeni baskent olarak ilan etti. Sehir yeniden insa edildi ve “Constantinopolis” ismini aldi. I. Kostantin'in döneminde Hristiyan dünyasinin en önemli dini ve siyasi merkezlerinden biri haline geldi.

Sehir 4. ve 5. yüzyillar boyunca bazi saldirilara maruz kaldi. Özellikle Got'larin ve Vizigot'larin akinlarina ugradi. 440 yilinda Hun imparatoru Atilla sehre saldirdi. 450 yilina kadar Hunlara haraç ödendi. Özellikle 5. yüzyilda Istanbul'da mezhepler arasi tartismalar ve çatismalar yasandi ve bunlar bazen ayaklanma veya iç savasa dönüstü.

Fakat herseye ragmen Istanbul, bu süre içerisinde önemini korudu. Disaridan, özellikle Trakya'dan getirilen topluluklarin da etkisiyle, 5. yüzyilda kentin nüfusu Roma'yi asti. Bu dönemde bugünkü Galata'nin yerinde Sykai adli yari kent özellikleri tasiyan bir dis mahalle kuruldu. Gittikçe büyüyerek bir ticaret kenti haline gelen Sykai, kurulan bir köprüyle kente baglandi.

Bu esnada ise Bati Roma imparatolugu sürekli güç kaybediyordu. 476 yilinda Ostrogorlar Bati Roma Imparatoru Romulus Augustus'u tahttan indirdiler ve imparatorluk alametlerini Dogu Romu Imparatoru Zenon'a teslim ettiler. Böylece Bati Roma Imparatorlugu tarihe karisiyordu, fakat ayni zamanda da Istanbul Roma Imparatorlugu'nun tek baskenti haline geliyordu.

BIZANS IMPARATORLUGU DÖNEMI

476'da Bati Roma'nin yikilmasindan sonra baskenti Istanbul olan Dogu Roma Imparatorlugu, Bizans Imparaatorlugu'na dönüsmüs ve böylece Istanbul, bir “Roma Sehri” olmaktan çikarak doguya özgü bir Ortodoks sehri haline gelmistir.

6. yüzyilin ortalari, Bizans Imparatorlugu için dolasiyla Istanbul için yeni bir yükselis döneminin baslangici oldu. Okuma yazma bile bilmeyen selefinin aksine dindar ve egitilmis biri olan Imparator I. Jüstinyen döneminde kent mamur bir Ortodoks Hristiyan baskenti görüntüsünü kazandi. Daha önce tahrip edilmis olan Ayasofya bugünkü haliyle bu dönemde insa edildi.

543'lerde kentte görülen veba salgini halkin yarisina yakinini öldürdü. Sehir sürekli felaketlerle karsilasti. Fakat özellikle Imparator I. Jüstinyen'in kurdugu yapi Istanbul'a her türlü savasi ve felakete karsi direne kazanmistir.

7. yüzyil sonlari ve 8. yüzyil Istanbul için kusatilma yillari oldu. Yedinci yüzyilda Sasaniler ve Avarlar'in saldirisina ugrayan kenti, sekizinci yüzyilda da Bulgarlar ve Müslüman Araplar kusattilar. Dokuzuncu yüzyilda ise Ruslar ve Bulgarlar kenti ele geçirmek için saldirilar düzenlediler.

Bu arada imparatorlarin da taraf oldugu Hristiyan mezhep kavgalari siddetlendi, özellikle tasvir taraftarlari ve karsitlari biçimindeki bölünme sadece kenti degil imparatorlugu ve Hristiyan ögretisini de derinden etkiledi. Istanbul'un bu yükselme dönemi Latin istilasiyla sona erdi.

1204'de kent Haçlilar tarafindan ele geçirildi ve acimasizca yagmalandi. Ortaçagin en büyük kenti 40-50.000 nüfuslu, yoksul ve harabe bir kente dönüstü.

LATIN ISTILASI

Istanbul, Haçlilarla ilk olarak 1096'da tanisti. Imparaator Aleksios 1071'de Malazgirt'te kaybedilen topraklari alabilecegini umarak bu ilk Haçlilarin gelmesine sevindi. Sözde, Müslümanlardan alinan topraklar Bizans'a verilecek, Bizans da Haçlilari destekleyecekti. Ama Haçlilar buna uymadilar ve 1099'da Kudüs Latin Kralligi'ni kurdular. Istanbul halki Haçlilari hiç sevmedi ve sürekli tepki gösterdi. Bu arada Haçli seferleri devam etti ve dördüncü sefer, Istanbul'un isgali ve paylasilmasi ile sonuçlandi.

O dönemde Bizans'ta bir taht kavgasi yasanmaktaydi. Bunu firsat bilen Haçlilar, Venedikliler'in de yardimiyla Haliç'e girdiler. Saldiri 9 Nisan'da basladi ve 13 Nisan 1204'de sehir ele geçirildi. Üç gün boyunca benzeri görülmemis bir barbarlikla Istanbul yagmalandi ve insanlar katledildi. Ayasofya'da dahil olmak üzere bütün anitsal yapilar tahrip edildi, yüzlerce yillik yazma kitaplar yakildi. Birçok degerli Bizans eseri Avrupa'ya tasindi. Bu üç günün sonunda yagma düzenli hale getirildi ve Bizans, Haçlilarla Venedikliler arasinda paylasilarak bir Latin Imparatorlugu kuruldu.

Bu dönemden sonra Istanbul sürekli küçülmeye ve fakirlesmeye basladi. Sehrin soylu ve zenginleri Iznik'e göç etti. Latin Imparatorlugu sadece Istanbul ve yöresinde egemenlik kurabildi. Iznik (Nikia), Trabzon ve Yunanistan'daki Epiros'ta bir Bizans muhalefeti gelisti. 1254 yilina gelindiginde Latin Imparatorlugu çepeçevre kusatilmisti. Bu esnada Istanbul çok fakirlesmis hatta Latin Imparatoru II. Baudouin isinmak için sarayinin ahsap bölümlerini yakacak olarak kullanmaya baslamisti.

Nihayet 1261 yilinda Palailogos Hanedani Istanbul'u tekrar ele geçirdi ve böylece Istanbul'daki Latin dönemi sona erdi.

IKINCI BIZANS DÖNEMI

Istanbul'da ikinci Bizans Dönemi, Palailogos Hanedani'nin 1261 yilinda Istanbul'u Latinlerden geri almasiyla baslar. Ama bu dönem boyunca, Istanbul eski önem ve özelligini bir daha kazanamayacaktir.

Latinler tarafindan bütün zenginlikleri talan edilen kent,bu süreç içerisinde bir ticaret merkezi olma vasfini da tamamen kaybetmisti. Bu durumun olumsuz etkileri Ikinci Bizans Dönemi boyunca devam edecek ve bütün ticari üstünlüklerini tamamiyla Galata'ya kaptiran Istanbul, etrafi surlarla çevrili bir tarim kenti haline dönüsecektir. Bu dönem boyunca elde ettigi imtiyazlar sayesinde, Galata Istanbul'dan daha önemli bir kent haline gelmistir.

Ikinci Bizans Dönemi'nde Istanbul için olumlu bir gelisme, mezhep çatismalarinin durulmasidir. Bu dönem içerisinde Istanbul tartismasiz bir biçimde Ortodoks Hristiyanliginin merkezi durumuna gelmis, yine bu dönemde Bizans sanati en olgun dönemini yasamistir. O yillarda Kariye (Khore) Kilisesine yapilan mozaikler, Bizans sanatinin zirvesi olarak kabul edilmektedir.

Ikinci Bizans Dönemi ayni zamanda, Istanbul'un Osmanli'lar tarafindan gittikçe daralan bir çembere alinmasi ve yavas yavas fethedilmesi sürecidir. 1373'ten itibaren Istanbul Osmanli'ya haraç ödemeye basladi. 1393 yilinda Sultan Yildirim Bayezid, 1422'de Sultan II. Murad Istanbul'u kusatti, ama basarili olamadilar. Orhan Gazi'den itibaren Bogaz'in Anadolu yakasi Osmanli'nin eline geçti. Ayni sekilde, 15. yüzyilda bir kaç önemsiz kasaba hariç bütün Trakya da fethedilmis bulunuyordu.

Bu nedenle 15. yüzyilda Bizans Imparatorlari Katolik Roma'dan sürekli yardim taleplerinde bulunmak zorunda kaldilar. Fakat Papalik, otoritesi altinda birlesmesini sart kosuyordu. Bizans 1452'de bu talebe boyun egmek zorunda kaldi. Bu birlesmenin Istanbul'da Ayasofya'da kutlanmak istenmesi çok sert tepkilere ve protestolara neden oldu.

1453 Mayis'inda Istanbul'un fethedilmesiyle Bizans Imparatorlugu tarihe karisti. Fakat Istanbul için yeni ve parlak bir dönem basliyordu.

FETIH VE ISTANBUL

MÜSLÜMAN ARAPLARIN KUSATMALARI

Istanbul, müslümanlarin sefer tarihlerinin baslarindan itibaren kutsal bir hedef olagelmistir. Önce Müslüman Araplar, ardindan da Müslüman Türkler yüzlerce yil boyunca Istanbul'a seferler düzenlemisler, bunlarin bir kisminda sehri kusatmislardir. Hz.Muhammed'den rivayet edilen, Kostantiniye'nin fethine iliskin olan ve sehri fethedecek komutan ve askerlerin övüldügü hadiseler bu seferlerin düzenlenmesini tesvik eden faktörlerden olmustur.

Müslümanlarin Istanbul'u hedefleyen ilk seferi Hz.Osman'in hilafeti döneminde gerçeklesmistir. Dönemin Suriye valisi Muaviye, Istanbul'u hedef alan ilk deniz seferini hazirlamistir. Bu donanmanin 655'de Bizans deniz kuvvetlerini Fenike kiyilariindaa yok etmesi ile Müslümanlara deniz yolu açilmistir.

Müslümanlarin ilk Istanbul kusatmasi ise, 668'de Muaviye‘nin Emevi Halifesi oldugu döneminde gerceklesti. Kadiköy önünde konaklayan ordu kusatmayi 669'un baharina kadar sürdürdüyse de sehri ele geçiremedi. Salgin hastaliklardan büyük kayiplar vermesi nedeniyle geri dönmek zorunda kaldi. Ilerlemis yasina karsi sefere katilan Hz. Muhammed'in bayraktari Hz.Ebu Eyyub El-Ensari bu kusatma sirasinda sehid düstü ve surlarin dibinde topraga verildi. Bu seferden sonra, Muaviye'nin 673'de gönderdigi yeni donanma 674'de Marmara'ya girdi. 7 yil süren kusatma basariya ulasamadi.

Agustos 7-16-Eylül 717'deki Mesleme bin Abdü'l-Melik komutasindaki kusatma da basarisizlikla sonuçlandi. Istanbul önlerindeki ordu, bir yandan hava kosullari, açlik ve hastaliklar, öte yandan Bulgar çetelerinin saldirilariyla çok kayip verdi. Bazi kaynaklara göre bu kusatma sirasinda Imparator III.Leon, komutan Mesleme'nin istegi ile Müslüman esirlerin ibadeti için bir konagi mescide çevirmis, kusatmanin kaldirilmasindan sonra da Mesleme'ye kenti gezdirmistir.

Araplar'in son kusatmasi 781-782 yillarinda Abbasi Sultani el-Mehdi'nin oglu Harun komutasindaki ordu tarafindan gerçeklestirildi. Harun Bizans ordusunu Izmit'de yenerek Üsküdar'a kadar ilerledi ve sehri kusatti. Kusatma sonunda Bizans ile bir anlasma imzalayarak döndü. Daha sonra Abbasi tahtina oturan Harun er-Resid, “Er-Resid” ünvanini bu seferle almistir.

Müslüman Araplarin bunlar disinda da Istanbul'a yönelik seferleri olmustur. Ama daha sonraki bu seferlerin hiçbiri kusatmayla sonuçlanmamistir.

OSMANLILARIN ISTANBUL KUSATMALARI

Osmanli Türkleri 14. yüzyil boyunca Bizans ve Istanbul ile ilgilendiler. Fetihten çok önce, bugünkü Istanbul metropolüne dahil olan yerlesim birimlerinin, Suriçi hariç tamami Osmanli topragi haline gelmistir. Yanisira Osmanlilar bütün bu dönem boyunca, Bizans'in iç islerine de karistilar ve iktidar mücadelelerine taraf oldular. Fetihe kadar süren dönemde de sürekli Istanbul civarinda manevralar yaptilar.

1340'da Osmanli ordusu Istanbul kapilarina kadar ilerlediyse de bu bir kusatmaya dönüsmedi. Sultan I. Murad'in Çatalca'dan baslattigi sefer de Hristiyan dünyasinin olusturdugu güçlü ittifakla durduruldu.

Istanbul'un fethedilmesine yönelik ilk güçlü kusatma Sultan Yildirim Bayezid tarafindan yapildi. Imparator ile yapilan anlasma sonucu Yildirim Bayezid'in kuvvetleri sehre giremedi.

Sultan Yildirim Bayezid, bundan sonra da Istanbul üzerindeki etkisini sürdürdü. Istanbul içinde bir Türk Mahallesi, cami ve Türklerin yargilanacagi bir mahkeme kurulmasini sagladi. Osmanli'nin çikarlarini gözeterek Imparatorlarin tahta çikmasinda etkili oldu. Bu durum Türklerin ileride Istanbul'u fethetmesini etkileyen en önemli faktörlerdendir.

Sultan Yildirim Bayezid'in dönemindeki son kusatma girisimi 1400'de yapildi. Fakat Timur istilasi bu hareketi yarida biraktirdi.

Sultan Yildirim Bayezid'in oglu Musa Çelebi'nin1411'deki kusatmasi da basarisizlikla sonuçlandi. Osmanli kuvvetlerinin basarilarindan ürken Imparator, Musa Çelebi'nin Bursa'daki kardesi Çelebi Mehmed'in destegini alarak kusatmanin kaldirilmasini sagladi. Daha sonra Osmanli padisahi olan Çelebi Mehmed döneminde Istanbul'a sefer düzenlenmedi.

Fetihden önceki son kusatma Sultan II. Murad zamaninda gerçeklesti. Uzun bir hazirlik dönemine ve saglam bir stratejiye dayanan bu kusatma öncekilerden çok daha zorlu geçti. Kusatma 15 Haziran 1422'de 10 bin akincinin, Istanbul'u tasraya baglayan bütün yollari kesmeleriyle basladi. Dönemin en etkili manevi otorilerinden olan Emir Sultan'in da Bursa'dan gelerek yüzlerce dervisi ile birlikte orduya katilmasi askerin çoskusunu artirdi. 24 Agustos'da Emir Sultan'inda yer aldigi saldiri çok siddetli oldu ise de, sehrin alinmasina yetmedi. Bu kusatma Sultan II.Murad'in kardesi Sehzade Mustafa'nin isyani üstüne kaldirildi. Artik Istanbul'un fethi Sultan Murat'in oglu'na kalmistir.

FETIHTEN ÖNCE ISTANBUL

Fetih öncesinde Bizans güçlü bir imparatorluk olmaktan çikmisti. Imparatorluk Konstantinopolis sehriyle sinirli hale gelmisti, topraklari Konstantinopolis'ten baska Marmara kiyisindaki Silivri Kalesi, Vize ve Misivri gibi küçük kasabalardan ibaretti. Buralar da Osmanlilar tarafindan çepeçevre kusatilmisti. Surdisindaki küçük Bizans kasabalarinin Osmanli sinirlarina katilmamis olmasi ise direnmelerinden degil, buralarin çok ciddiye alinmamasindan ve hedefin önce Konstantinopolis olmasindandi. Kaldi ki son kusatmalarin basarisiz olmasinin sebebi ordu degil, daha çok Osmanli'nin iç sorunlariydi.

Bizans'in gücü bu dönemde bir imparatorluk gücü degildi. Bizans imparatorlari da artik Osmanlilara itaatini sunmus ve her yil düzenli haraç ödemeyi kabul etmislerdi. Osmanlilar için artik karsilarinda Bizans Imparatorlari yerine kendilerine haraç veren küçük Tekfurlar vardi. Konstantinopolis de bir imparatorluk baskentinden ziyade dini bir merkezdi. Hiristiyan dünyasinin Islam dinine ve Müslüman ordulara karsi en son ve en güçlü kalesiydi ve kesinlikle düsmemeliydi. Bu yüzden Papa önderligiinde bu kaleyi korumak için yeni Haçli Seferleri örgütleniyordu.

Bu dönemde Osmanli akinlarindan ve kusatmalarindan bunalan Bizans'in önemli sorunu, Hristiyan dünyasindaki örgütlenmenin Ortodoks ve Katolik olarak ikiye ayrilmis olmasiydi. Bu ayrilik Hristiyan Avrupa'nin Ortodoks Bizans'i yeterince kollayamamasi anlamina geliyordu. Bu ikiligi gidermek için çaresizlik içinde çirpinan Imparator ve Patrik, 1439'da Floransa Konsili'nde Katolik Kilisesi'ne boyun egdi. Rum Ortodoks Kilisesi de Katolik Kilisesi'ne boyun egdi. Rum Ortodoks Kilisesi ile Katolik Kilisesi kavgasinda zoraki de olsa bir ittifak dönemi basladi. Böylece yüzyillardir süren Ortodoks-Katolik çatismasi, Osmanli'nin baskisiyla kisa süreli de olsa donduruldu. Ancak bu anlasma Konstantinopolis halki tarafindan hiç de hos karsilanmadi ve Ayasofya'daki resmi kutlama törenleri halkin sert protestolariyla karsilasti. Bizans halki Konstantinopolis'de Avrupali'yi görmek istemiyor, yeni bir latin dönemi yasamaktan korkuyordu.

Floransa Konsili'nde saglanan birlesmeden sonra kurulan güçlü Haçli Ordusu, Rumeli'yi 1443 ve 1444'de istila etti.Fakat 1444'de Osmanli'nin kazandigi Varna Zaferi ile Haçlilarin önünü kesti.

Bu son savas Kostantinopolis'in alinyazisini belirledi. Osmanli'nin Anadoluya ve Rumeliye yayilan genç Imparatorlugu için Kostantinopolisi fethetmek artik tersi düsünülemez bir mecburuyetti. Impaaratorluk topraklarinin tam kalbindeki bu yabanci unsur ortadan kaldirilmaliydi; çünkü Anadolu'nun ve Rumeli'nin gerçek anlamda birbirene baglanmasi Kostantinopolisin fethiyle mümkündü.

ISTANBUL'UN FETHI

Istanbul'un fetih hazirliklari bir yil önceden baslatildi. Kusatma için gerekli olan çok büyük toplar döktürüldü. 1452 yilinda Bogaz'iin kontrolünü saglamak için Rumeli hisari insa edildi. 16 kadirgadan olusan güçlü bir donanma olusturuldu. Asker sayisi iki kat arttirildi. Bizansin yardim almasini engellemek için yardim yollari kontrol altina alindi. Ceneviz'lilerin elinde bulunan Galata'nin da savas esnasinda tarafsiz kalmasi saglandi. 2 Nisan 1453 tarihinde ilk Osmanli öncü kuvvetleri Istanbul önlerinde görüldü. Böylece kusatma basladi. Fetihin kronlojisi su sekildedir :

6 Nisan 1453: Fatih Sultan Mehmed otagi Konstantinopolis önlerinde, St.Romanüs Kapisi (Simdiki Topkapi) önüne kuruldu. Ayni gün sehir, Haliç'ten Marmara'ya kadar  kusatildi.

6-7 Nisan 1453: Ilk top atislari basladi. Edirnekapi yakinindaki surlarin bir kismi yikildi.

9 Nisan 1453: Baltaoglu Süleyman Bey Haliç'e girmek için ilk saldiriyi yapti.

9-10 Nisan 1453: Bogazdaki surlarin bir bölümü ele geçti. Baltaoglu Süleyman Bey Prens adalarini ele geçirdi.

11 Nisan 1453 : Büyük surlar dövülmeye baslandi.Yer yer gedikler açildi. Sürekli dövülen surlarda tahribat önemli boyutlara ulasti.

12 Nisan 1453: Donanma Haliç'i koruyan gemilere saldirdi fakat Hristiyan gemilerinin üstün gelmesi Osmanli ordusunda moral bozukluguna yolaçti. Fatih Sultan Mehmed'in emri üzerine havan toplari ile Haliç'deki gemiler dövülmeye baslandi ve bir kadirga batirildi.

18 Nisan 1453, Gece : Padisah, ilk büyük saldiri emrini verdi. Dört saat süren saldiri püskürtüldü.

20 Nisan 1453: Yardima gelen erzak ve silah yüklü, üçü Papaligin, biri Bizans'in dört savas gemisiyle Osmanli donamasi arasinda Yenikapi açiklarinda bir deniz savasi meydana geldi. Padisah bizzat kiyiya gelerek Baltaoglu Süleyman Pasa'ya gemilerini her ne pahasina olursa olsun batirmasini emretti. Osmanli donanmasi, sayica üstünlügüne ragmen, kendilerinden büyük ve yüksek olan düsman gemilerini engelleyemedi. Bu basarisizlik Osmanli Ordusunda bir bozgun etkisi gösterdi. Asker orduyu terk etmeye basladi. Hemen sonra bu durumden istifade etmek isteyen Imparator bir baris önerisinde bulundu.

Sadrazam Çaldarli Halil Pasa'nin destegiyle bu öneri reddedilerek, kusatmaya ve surlarin büyük toplarla dövülmesine devam edildi.

Bütün bu bozgun havasi içinde Fatih Sultan Mehmet'e seyhi ve hocasi Aksemseddin'in fetih müjdesi mektubu geldi. Fatih Sultan Mehmet bu manevi destegin de etkisiyle bir yandan saldiriyi siddetlendirirken, öte yandan herkesi sasirtan yeni girisimlerde bulundu: Dolmabahçe'de demirlenen donanma karadan Haliç'e indirilecekti.

22 Nisan 1453 : Sabahin erken saatlerinde Hristiyanlar, Fatih Sultan Mehmed'in inanilmaz azminin Haliç sirtlarinda, karada seyrettigi gemileri hayret ve korkuyla gördüler. Öküzlerle çekilen 70 kadar gemi yüzlerce gemi tarafindan halatlarla dengeleniyor ve kizaklar üzerinde ilerliyordu. Ögleden sonra gemiler artik Haliç'e inmislerdi.

Türk donanmasinin umulmadik biçimde Haliç'de görünmesi Bizans üzerinde büyük bir olumsuz tesir yapti. Bu arada Bizans kuvvetlerinin bir kismi Haliç surlarini savunmaya basladigi için, kara surlarinin savunmasi zayifladi.

28 Nisan 1453: Haliç'deki gemi yakma girisimi yogun top atesiyle engellendi. Ayvansaray ile Sütlüce arasina köprü kuruldu ve buradan Haliç surlarida ates altina alindi. Deniz boyu surlarinda tamami kusatildi.

Imparator'a Ceneviz'liler aracilagiyla kosulsuz teslim önerisi iletildi. Eger teslim olunursa serbetçe istedigi yere gidebilecek, halkin cani ve mali güvende olacakti. Imparator bu teklifi kabul etmedi .

7 Mayis 1453: 30.000 kisilik bir kuvvetle Bayrampasa deresi üzerindeki surlara yapilan 3 saatlik saldiri sonuca ulasamadi.

12 Mayis 1453: Tekfursarayi ile Edirnekapi arasinda yapilan büyük saldiri püskürtüldü.

16 Mayis 1453: Egrikapi önüne kazilan lagimla Bizans'in açtigi karsi lagim birlesti ve yeraltinda siddetli bir çarpisma oldu.

Ayni gün Haliç'deki zincire yapilan saldiri da basarili olamadi. Ertesi gün tekrar saldirildi, yine sonuca ulasilamadi.

18 Mayis 1453: Hareketli agaçtan bir kule ile Topkapi yönünden saldiriya geçildi. Siddetli çarpismalar aksama kadar sürdü. Bizans'lilar gece kuleyi yaktilar, doldurulan herdekleri bosalttilar.

Sonraki günlerde surlarin yogun top atesiyle dövülmesi sürdürüldü.

25 Mayis 1453: Fatih Sultan Mehmed, Imparator'a Isfendiyar Beyoglu Ismail Bey'i elçi göndererek son kez teslim olma teklifinde bulundu. Bu teklife göre imparator bütün mallari ve hazinesiyle istedigi yere gidebilecek, halktan isteyenlerde mallarini alip gidebilecekler, kalanlar mal ve mülklerini koruyabileceklerdi. Bu teklif de reddedildi.

26 Mayis 1453: Kusatmanin kaldirilmasi, aksi durumda Macaristan'da Bizans lehine harekete geçmek zorunda kalacagi, ayrica Bati devletlerinin gönderildigi büyük bir donanmanin yaklasmakta oldugu gibi söylentilerin artmasi üzerine Fatih Sultan Mehmed Savas Meclisini topladi. Bu toplantida, bastan beri kusatmaya karsi olan Çaldarli Halil Pasa ve taraftarlari kusatmayi kaldirilmasini savundular. Padisah ile birlikte lalasi Zaganos Pasa, Hocasi Aksemseddin, Molla Gürani ve Molla Hüsrev gibi zatlar buna siddetle karsi çikti.

Saldiriya devam etme karari alindi ve hazirliklari yapma görevi Zaganos Pasa'ya verildi.

27 Mayis 1453: Genel saldiri orduya duyuruldu.

28 Mayis 1453: Ordu, gününü ertesi gün yapilacak saldirilara hazirlanmak ve dinlenmekle geçirildi. Orduda, tam bir sessizlik hakimdi. Fatih Sultan Mehmed saflari dolasarak askeri yüreklendirdi.

Istanbul'da ise bir dini ayin düzenlendi, Istanbul Ayasofya'da herkesi savunmaya davet etti. Bu tören Bizansin son töreni oldu.

29 Mayis 1453: Birlikler hücum için savas düzenine girdiler. Fatih Sultan Mehmed sabaha karsi savas emrini verdi. Konstantinopolis cephesinde askerler savas düzenini alirken halk kiliselere dolustu.

Osmanli ordusu karadan ve denizden tekbirlerle ve davul sesleri ile son büyük saldiriya geçtiler. Ilk saldiriyi hafif piyade kuvvetleri yapti, ardindan Anadolu askerleri saldirya geçti. Surdaki gedikten içeriye giren 300 kadar Anadolu askeri sehit olunca, ardindan Yeniçeriler saldiriya geçtiler yanlarina kadar gelen Fatih Sultan Mehmed'in yüreklendirmesiyle gögüs gögüse çarpismalar basladi. Surlara ilk Türk Bayragini diken Ulubatli Hasan bu arada sehit oldu. Belgrad kapidan Yeniçeriilerin içeri girmesi ve Edirnekapi'daki son direnisçileri ardindan çevrilmeleri üzerine Bizans savunmasi çöktü.

Askerleri tarafindan yalniz birakilan Imparator sokak çatismalari sirasinda öldürüldü. Her yandan kente giren Türkler Bizans savunmasini tümüyle kirdilar. Fatih Sultan Mehmed ögleye dogru Topkapi'dan sehre girdi, dogruca Ayasofya ‘ya girerek burayi camiye çevirdi. Böylece bir çag açilip, bir çag kapandi.

FETHIN SONUÇLARI

Istanbul'un fethinin Türk, Islam ve dünya açisindan önemli ve tarihin akisina yön verecek olan sonuçlari vardir. Bu nedenle bir çok tarihçi Istanbul'un fethiyle Ortaçag'in sona erdigini kabul eder.

Fetihle birlikte Osmanlilar, Anadolu'da kurulmus bulunan çok sayidaki Türk Beyligine karsi üstünlügünü pekistirmis bulunuyordu. Bu nedenle Istanbul'un fethi, Anadolu'daki Türk birliginin saglanmasinda önemli bir etkendir.Osmanlilarin sadece Anadolu'daki Türklerin degil, ayni zamanda bütün Islam ümmetinin lideri olmasi süreci de fetihten sonra baslar . Böylece Osmanli Beyligi bir dünya devleti haline gelecektir.

Fetihten sonra, Osmanli liderligindeki Islam, dünya politakasinin temel dinamiklerinden biri olmustur. O dönemde Eski Dünya'da yasanan bütün uluslararasi olaylarda Müslümanlarin belirleyici bir rolü vardir.

Avrupa Hristiyanligi yaklasik üç asir boyunca Haçli Seferleri ile Islamiyeti Ön-Asya'dan çikarmaya çalismisti. Bu mücadelede Istanbul Haçlilar için bir sinir karakolu islevi görüyordu. Istanbul'un fethinden sonra Ön-Asya'daki Islam egemenligi Hristiyan dünyasinca kesin olarak kabullenilecek ve bir daha bu topraklari kurtarmak için Haçli seferi düzenlemeyecektir. Aksine Islam Avrupa içlerine yönelecektir. Istanbul'un Fethi Müslümanlar için Avrupa'ya karsi kazanilmis ve uzun yillar sürecek bir üstünlügün baslangiç noktasidir.

Istanbul'un fethinin dünya tarihi açisindan önemli olmasinin bir diger sebebi de Rönensans üzerindeki etkisidir. Fetih'ten sonra bir çok Bizans'li düsünür ve sanatçi yanlarina çok degerli yazma eserleri de alarak, çogunlukla Roma'ya göç ettiler. Bu kimseler klasik Yunan kültürüne dönüste önemli rol oynadilar ve kisa bir süre sonra Avrupa'da Rönensans hareketi basladi.

FATIH SULTAN MEHMED

1432-1481 yillari arasinda yasamis yedinci Osmanli padisahidir. 1444 ve 1451 yillarinda iki kez tahta çikmis ve toplam otuz bir yil tahta kalmistir.

Küçük yastan itibaren egitimine büyük önem verilen Sehzade Mehmed, Molla Yegan, Aksemseddin, Molla Gürani ve Molla Ayas gibi devrin önde gelen bilginleri tarafindan yetistirildi. Dönemin gelegine uygun olarak devlet yönetiminde tecrübe kazanmasi için Manisa Sancakbeyligine tayin edildi. Mükemmel bir egitimle, matematik, geometri, hadis, tesir, fikih, kalem ve tarih bilimleri tahsil etti. Tebasina kendi dili ile hitap etmek için Arapça, Farsça, Latince, Yunanca ve Sirpca ögrendi. Kudretli bir asker oldugu kadar genis görüslü birfikir adami olarak yetisti. Edebiyatla da ilgilenen Fatih, siirde devrinin üstadlari arasinda yer aldi ve “Avni” mahlasiyla edebi degeri yüksek siirler yazdi. Sarayda yazilan ilk divan Fatih'e aittir.

Fatih Sultan Mehmed, Manisa Sancakbeyi iken babasi Sultan II.Murad'in tahttan çekilmeye karar vermesi üzerine padisah ilan edildi. Tahtta çocuk yasta birinin olmasindan cesaretlenen Avrupa devletleri, Osmanli topraklarini taciz etmeye basladilar. Osmanlilar'i Avrupa'dan atmak için büyük bir haçli ordusu hazirladilar. Bunun üzerine Sultan II.Murad ordunun basina geçti ve Varna Meydan savas'inda Haçli Ordusunu yenilgiye ugratti. Bu savastan sonra Sultan II.Murad tekrar devletin basina geçti. Fatih Sultan Mehmed Manisa'ya gönderildi. Ikinci sehzadelik döneminde de yine dönemin önemli bilginlerinden ders almayi sürdürdü.

Sultan II.Murad'in vefati üzerine Fatih Sultan Mehmed baskent Edirne'ye gelerek ikinci kez tahta çikti. Tahta çiktiginda ilk isi Istanbul‘un fethine iliskin sehzadeligi dönemlerinden beri tasarladigi planlari uygulamak oldu.

Önce Anadolu Hisari'nin karsisina Rumeli Hisari'ni yaptirdi. Bir yandan da Avrupa'da görülmemis büyüklükte toplar ismarladi ve bir donanma kurdu. Saldiri gününde komutayi dogrudan üstlendi.

Istanbul'un fethinden sonra Tuna'ya kadar hakim olmaya ve Sirp sorununu çözmeye yöneldi. Sirbistan'in Osmanli hakimiyetine girmesini sagladi. Fetih hareketlerine devam ederek Cenovalilar'in ticari limani Kele'yi ve önemli bir üs olan Amasra'yi ele geçirdi. Ardindan Sinop'u alarak Candarogullari'na, Trabzon'u alarak Pontus Devleti'ne son verdi. Midilli Adasi'ni Osmanli topraklarina katti. Bosna-Hersek'in fethini tamamladi. Tuna güneyindeki Balkanlari Osmanli idaresinde birlestirdi. Karamanlilar'dan Konya ve Karaman'i alarak Karaman Eyaleti'ne dönüstürdü. Venedikler'den Egriboz Adasi'ni aldi. Ayrica Alaiye (Alanya) Beyleri'nin egemenligine son verdi. Akkoyunlu Hükümdari Uzun Hasan'i Otlukbeli Savasi'nda yenerek Anadolu'yu kesin olarak Osmanlilar'a bagladi. Daha sonra Batiya yönelerek bazi Cenova kalelerini fethetti ve Kirim Hanligi'ni Osmanlilar'a bagladi. Arnavutluk'u ele geçirdi. Güney Italya'daki Otranto Osmanlilar'in eline geçti. Bunun üzerine Papalik büyük bir telasa kapildi. Yeni bir haçli seferinin düzenlenmesi için Avrupa devletlerine çagrida bulundu. Fakat Avrupa devletleri buna cesaret edemediler.

Fatih Sultan Mehmed, 1481 ilkbaharinda yeni bir sefere çikarken Gebze yakinlarinda vefat etti. Bazi arastirmacilara göre zehirlenerek öldürülmüstür.

DEVLET VE BILIM ADAMI FATIH SULTAN MEHMED

Benzerine çok rastlanmayan son derece yogun bir egitimden geçen Fatih Sultan Mehmed, daha çocuklugundan itibaren büyük ber devlet adami olmak üzere yetistirildi.

Üstün bir komutanlik özelligine sahipti. Çok iyi teskilatlanmis ordusunu savaslarda en iyi sekilde kullandi. Yapacagi seferlerden en yakinlarini bile haberdar etmez ve bunlarin gizli kalmasina son derece özen gösterirdi. Topçuluga gerekli önemi veren ilk padisahtir. Fatih'ten önce top, bütün dünyada sesiyle düsmani ürkütmesi için kullanilirdi. Büyük kaleleri yerle bir edecegi ve meydan muharebelerinde önemli rol oynayacagi hiç düsünülememisti. Fatih bütün bunlarin akil ederek o tarihe kadar görülmemis sayi ve çapta top yapilmasina yöneldi. Toplarin balistik ve mukavemet hesaplarini kendisi yapti. Dünya çapinda bir devlet kurma fikrine yürekten inanmisti. Bu idealin gerçeklesmesi için ömrünü fetihlerde geçirdi. 30 yil süren saltanati boyunca ikisi imparatorluk, altisi prenslik, beside dukalik olmak üzere irili ufakli 17 devletin topraklarini fethetti. Karadeniz'i bir Türk denizi haline soktu, bütün Balkan yarimadasini elegeçirdi ve Ege'de bazi adalari aldi. Babasi Sultan II.Murad'dan devraldigi Osmanli Devleti'nin topraklarini 2,5 katina çikardi.

Fatih Sultan Mehmed, fetihleriyle oldugu kadar, devlete düzenli sürekli bir yapi kazandirmak için getirdigi düzenlemeler açisindan da Osmanli tarihinde önemli bir yer tutar. Fatih kanunnamesi'yle yönetim, maliye ve hukuk alanlarinda kurallar koyarak devletin isleyisini düzenledi. Genis görüslü ve açik düsünceli bir padisah olarak kültür ve sanat alaninda gelismeye öncülük etti. Insanlara, inançlari konusunda esi görülmemis bir hosgörü gösterdi. Istanbul'u aldiktan sonra Italyan hümanistleri ve Rum bilginlerini sarayinda topladi. Ortodokslugun tek ve en büyük koruyucusu oldu. Patrik, Osmanli protokülüne göre vezir rutbesine es tutuldu.

Patrik II.Gennadios'a Hristiyan inancinin temel ilkelerine iliskin bir eser hazirlatti ve Osmanlica'ya çevirtti. Fatih Camii'nin çevresinde kurdugu sekiz medrese, Islam ilimleri alaninda yüz yil boyunca imparatorlugun en önemli ögretim kurumu oldu. Zaman zaman “ulema” adi verilen Islam ilahiyatçilarini bir araya toplayarak onlarin tartismalarini dinlerdi. Bilginlere karsi büyük yakinlik gösterir, onlara saygi ile davranirdi. Osmanli Imparatorlugu Fatih'in hükümdarligi zamaninda matematik, astronomi ve ilahiyat alaninda en yüksek düzeye eristi.